Thursday, September 15, 2011

All those moments will be lost in time, like tears in rain*


Tam 20 sene once, ayni bugunlerdeki gibi siradan bir Eylul gunu, hic sirasiz bir sekilde kabettik Metin Oktay'i.

*Blade Runner

Friday, July 22, 2011

Conceptual metaphor


*Because I could not stop for kiss,

She kindly stopped for me…

Siz hic uzun yillar once sirilsiklam asik oldugunuz birisini, 30 yil sonra gordugunuzde oturup karsilikli konusurken; koyu demli sicak cayiniza katik olan, uzerinden sicak dumanlari tutmeyen ama hala tazelegini koruyan simiti yedikten sonra hararetli bir sekilde opusup o simitin susamlarini ve demli cayin tadini agzinizda hissettinizmi? ben hissettim, ama ruyamda…

Uyandiginizda bunlarin hic birisinin olmadigini anlayipta, kendinizi ruyadaki sevgilinizin yedigi simitin yerlere serpilen susamlari gibi hissetinizmi? Ben onuda hissettim, ama gercek hayatta…

Yillardir her optugumuzde agzimizda ictigimiz o koyu, demli ve sicak bir cay gibi tad birakan, o guzel tadi artik niye hissetmiyoruz?

Niye kendimizi yerlere sacilan susam gibi hissediyoruz? Yoksa ruyalarla gercek hayat birbirinin icine girmiste, biz hangisinin ruya hangisinin gercek oldugunu bilmiyoruz?

Bir gun o tadi gene verecek o guzel sevgiliyi, Galatasaray’i bekliyoruz…


*Because I could not stop for Death,
He kindly stopped for me

Emily Dickinson


Sunday, July 3, 2011

Tuhaf zamanlar


Yillar gectikce sadece degerlerinizi kaybetmekle kalmiyorsunuz, o degerleri yaratanlarida kaybediyorsunuz: simdi kaybetme zamanidir...

Sunday, March 13, 2011

Darwin says...


"It is not the strongest of the species that survives, nor the most intelligent that survives. It is the one that is the most adaptable to change"

Bu blogun baslangicinda yazilmis bir acilis yazisi vardi "ayran, pide, meysu..." baslikli (http://galatasaraykommissar.blogspot.com/2009/01/ayran-pide-meysu.html) Bu yaziyi tekrardan ortaya cikarmak istiyoruz, sebebide bu yil Galatasaray'da olan olaylar ve gelismeler.

O yazida da dikkati cektigimiz, ulkenin 1980 den sonraki olan degisimine Galatasaray'in nasil cevap verdigi veya veremedigiydi. Turkiye 1980 den iytibaren buyuk bir degisime ugradi, bunu bazi kimseler iyi bazi kimseler kotu olarak gosterebilir ama biz bunun iyi olup olmadigini tartismayacagiz. Biz Galatasaray'in bu degisimden nasil etkilendigi veya daha baska bir deyisle nasil etkilenmedigininden bahsedecegiz.

O yillarda, 1980 ihtilali sonrasi Turkiye'de yapilan ilk secimlerden sonra Turkiye buyuk bir degisime girdi. Gerek ekonomik olarak gerekse sosyal olarak. Zamanin basbakani Turgut Ozal ulkenin taslarini yerinden oynatti, hemde her bakimdan. Sozunu ettigimiz degisim tabiki her alana hemen girmedi, uzunca bir sure surdu. Bu degisimden ulkenin en buyuk spor etkinligi futbolda nasibini aldi tabiki.

Yillardir sayili bir taraftar kitlesine sahip Galatasaray'da kimse uzun yillardan suregelen sampiyonsuzluk senelerine ragmen Galatasaray kulubunun ilkelerinden taviz vermedi. Kulup hala Liseden gelenlerin yuruttugu bir kitle tarafindan yonetiliyordu ki bu kitle ulkenin "
crème de la crème" tabakasindan gelmekteydi. Ulkeye sanatcilari, diplomatlari, yazarlari, entellektuelleri, is adamlarini yetistiren bir irfan yuvasiydi bu, ulkenin "crème de la crème" iydi bu tabaka. Aslinda ulkeyi yoneten kisilerde bu "seckin tabakanin" arasindan gelmekteydi. 1980 ihtilalinden sonraki secimlerde gozle gorulur bir degisiklik olusmaya basladi, ulkeyi yoneten "seckin tabaka" yerini "populist bir tabakaya" birakmaya basladi. Ulke degisime ugrayinca bu populist tabaka Galatasaray'a da girdi. Tabiki hersey tepeden inme olmadigi icin bu degisim hemen olmadi, 2000 li yillarin basindan itibaren surec hizlanmaya basladi ve bu gunlere gelindi.

Galatasaray hala bu degisime ayak uydurmaya calisiyor: bu posizyonda karisisina Darwin'in unlu sozu geliyor aklimiza
"It is not the strongest of the species that survives, nor the most intelligent that survives. It is the one that is the most adaptable to change" Galatasaray'in onunde iki secim var: ya bu degisime ayak uyup diger takimlardan farki kalmamasi veya ayak uyduramayip zamanin buyuk takimlarindan olan "Vefa", "Istanbulspor", "Altinordu" gibi zamanin icinde kaybolmasi. Ikinci secenegin olmasi kulubun sahip oldugu seyirci kitlesi yuzunden mumkun degil, degisime mecburen ayak uyduracak. Ama bilmemiz gereken, eskiden bildigimiz Galatasaray'in artik olmayacagidir.

Elimizi, yukardaki resimdeki Baba Gunduz gibi cenemize koyduk dusunuyoruz: biz artik ne tur Galatasaray'li olacagiz....





Saturday, December 18, 2010

Gone but not forgetten!!!



Haber vermekte gec kaldigimiz, aci bir haber bu bizim icin.
14 Ekim 2010 da, 83 yasinda hayatini kaybetti.
Seni hic unutmayacagiz fedora sapkali adam...

Tuesday, November 30, 2010

Hatali ayrisim (False dichotomy, Either-or fallacy )



Turkceye girmemis (girmissede benim bilmedigimi farz ederek) bu mantik hatasini yapabildigimiz kadariyla Turkcelestirdik. Nedir hatali ayrisim veya Ingilizce deyimiyle "False dichotomy" Kisaca soyle ozetliyebiliriz: bir olay veya olusuma karşı davranilabilinecek tek durusun, iki zit kutuptan birini secmekten ibaret oldugu yanilsamasi veya diger bir tanimla olaylari sadece siyah ve beyaz olarak gormek, diger yanlarini goz ardi etme diyede tanimlayabiliriz. "ya sev ya terk et" veya "ya bizimlesiniz yada bize karsisinizdir" laflarini bu konuya ornek olarak verebiliriz.
Tarihte bu laflari kullanan meshur ornekleri vererek, konunun biraz daha kolay anlasilir olmasini dusunerek ornekleri siralamak istiyoruz.
*Benito Mussolini Italyan halkina yaptigi bir konusmasinda "O con noi o contro di noi" "ya bizimlesinizdir yada bize karsinisinizdir" demistir.
*Hillary Clinton 13 Eylul 2001 yilinda "Every nation has to either be with us, or against us. Those who harbor terrorists, or who finance them, are going to pay a price." (1)
*Amerika Baskani G. W. Bush 20 Eylul 2001 de Meclise yaptigi konusmada "Either you are with us, or you are with the terrorists." (2)
Keza bu deyim edebiyattan sinemaya kadar her alana girmistir.
*Star Wars Episode III: Revenge of the Sith de Darth Wader Obi-Wan Kenobi ye, "If you're not with me, then you're my enemy"
*George Orwell 1942 de yazdigi "Pacifism and the War" yazisinda, "If you hamper the war effort of one side you automatically help that of the other. Nor is there any real way of remaining outside such a war as the present one. In practice, ‘he that is not with me is against me’ The idea that you can somehow remain aloof from and superior to the struggle, while living on food which British sailors have to risk their lives to bring you, is a bourgeois illusion bred of money and security." belirtmistir.

Bu konunun Galatasaray la baglantisi nedir? Tabiki Turkiye nin genel baglamiyla iliskisi var.
Dogal olarak Turkiye de olan seyler ister istemez Galatasaray i etkiliyor. Turkiye nin yillardan beri gelen politik yaklasimi 1980 lerin ortasindan sonra hizla kulubun icine girdi. Kendisiyle ayni dusuncede olmayani dusman ilan etmek ulkenin en onemli slogani hale geldi zaman icinde. Bunu ilk olarak 1986 yilinda kazanilan sampiyonluk balosunda alkolu fazla kaciran zamanin Galatasaray kulubu baskani Ali Tanriyar "Galatasaray i sevmeyen olsun" diyerek belirtmistir. Daha sonra Galatasaray seyricisi (taraftar degil) bu yaftayi benimsedi ve kulubu gazetesinin kosesinde elestiren eski kalecisi Turgay Seren e "Turgay Seren, ya sev ya terk et" yazisiyla hedef alan bir pankart yaptirarak sundu.

Oysa biliyoruzki dunyada herkez ayni fikirde degildir ama ayni yerde yasayabilir, herkez Galatasaray i sevmek zorunda degildir ama bunun yuzunden olmesi gerekmez veya Galatasaray in yaptiklarini sevmez, elestirir ama terk etmek zorundada degildir. Yani hayat siyah ve beyazdan ibaret degildir, arada gri bolumde vardir.

Galatasaray in yonetimiyle, seyircisiyle (bir gun taraftar olacagini umarak) bundan siyrilip dogru seyi yapmasini bekliyoruz.

(1) http://www.freedomagenda.com/iraq/wmd_quotes.html
(2) Schiappa, Edward (1995). Warranting Assent: Case Studies in Argument Evaluation. State University of New York. p. 25.

Saturday, January 9, 2010

you start dying slowly


You start dying slowly
if you do not travel,
if you do not read,
If you do not listen to the sounds of life,
If you do not appreciate yourself.

You start dying slowly
When you kill your self-esteem;
When you do not let others help you.

You start dying slowly
If you become a slave of your habits,
Walking everyday on the same paths…
If you do not change your routine,
If you do not wear different colours

Or you do not speak to those you don’t know.

You start dying slowly
If you avoid to feel passion
And their turbulent emotions;
Those which make your eyes glisten
And your heart beat fast.

You start dying slowly
If you do not change your life when you are not satisfied with your job, or with your love,
If you do not risk what is safe for the uncertain,
If you do not go after a dream,
If you do not allow yourself,
At least once in your lifetime,
To run away from sensible advice…

Pablo Neruda